Yaşayan İnsan Hazinesi: İrfan Şahin
Yüzyıllardır
Türk güreş geleneğinin en önemli öğelerinden biri olan kispet, ustalıkla işlendiğinde sadece bir giysi değil,
bir kültürün taşıyıcısıdır.
Bu
geleneksel zanaatı yaşatan, deriyle adeta konuşan, sabırla işleyen ustalar
vardır ki, her dikişlerinde geçmişin izini, her kesimlerinde sanatın ruhunu
taşırlar.
İşte
kispet ustalığını yalnızca bir meslek değil, bir ömürlük tutku haline getiren o
isimlerden biri, İrfan Şahin, 1942
yılında Çanakkale’nin Biga ilçesine bağlı Eğridere köyünde dünyaya gelmiştir.
İlköğretimini Gümüşçay’da tamamlayan Şahin, daha
sonra Mersin’de astsubay okuluna başlamış, ancak ekonomik nedenlerle eğitimini
yarıda bırakarak evine geri dönmek zorunda kalmıştır.
Henüz
13 yaşındayken, 1956 yılında bir meslek öğrenmek amacıyla saraç Mustafa Turabi Usta’nın yanında işe
başlamış, böylece zanaat yolculuğu başlamıştır.
Çıraklık ve kalfalık dönemlerini ustasının
yanında geçiren Şahin, askerliğini tamamladıktan sonra yeniden aynı dükkânda
çalışmaya devam etmiştir. O dönemde Türkiye’de yalnızca iki kispet ustasından
biri olan Mustafa Turabi’nin rehberliğinde
saraçlık mesleğini derinlemesine öğrenmiştir. Kim bilebilirdi ki o günlerde,
İrfan Şahin gelecekte Türkiye’nin en tanınmış kispet ustalarından biri olacak?
1967 yılında Turabi Usta’nın vefatının ardından,
kısa bir süre sonra diğer ünlü kispet ustası Hidayet Saraç da hayatını kaybedince, Şahin Türkiye’de
kispet üretimi yapan tek usta olarak kalmıştır. Bu sorumluluğun bilinciyle
yıllarca el emeğiyle binlerce kispet üretmiş, İbrahim Karabacak, Ordulu Mustafa Bük, Nazmi Uzun, Aydın Demir,
Gazanfer Bilge, Ahmet Taşçı gibi Türkiye’nin önde gelen
başpehlivanlarına kispet dikmiştir.
Mesleğindeki titizliği, ustalığı ve çalışkanlığı
sayesinde “Kispetçi İrfan”
olarak anılmaya başlamış ve yağlı güreş camiasının saygı duyduğu bir isim
haline gelmiştir. Anadolu Ajansı muhabirine verdiği bir röportajda, kispetin
yağlı güreşin vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurgulamış, pehlivanların kispet
giyip önce Allah’a, sonra yüreğine güvenerek er meydanına çıktığını
belirtmiştir. 26 yaşından itibaren uzun yıllar boyunca bu mesleği Türkiye’de
tek başına sürdürdüğünü, ardından birçok çırak yetiştirdiğini dile getirmiştir.
Gelişen teknolojiyle birlikte kispet üretiminin makineler aracılığıyla yapılmaya başlandığını ifade eden Şahin, geçmişte bir kispeti 2-3 günde el emeğiyle tamamladıklarını, bugün ise günde 5 kispetin dikilebildiğini belirtmiştir.
Kispet ile pehlivan arasındaki bağı da şu
sözlerle dile getirmiştir:
“Ben
ustamdan şöyle duydum: “Pehlivan
kispetini alır, kısmetini arar.” Eskiden bir basmaya güreşirlermiş. 3 metre
bir basma alıp dala asarlarmış, başa güreşecekler için onun yanına bir de kuzu
koyarlarmış. Ustam kispetin kısmetten geldiğini söylerdi; kispetini alan
kısmetini arıyor derdi.”
Saraçlık,
kösele denilen kalın deri ve ince deriyle yapılan, hayvan koşum takımlarından
kemere, silah kılıfından çantaya kadar birçok ürünün üretildiği geleneksel bir
zanaattır. Türk kültüründe ata verilen önem nedeniyle, saraçlık el sanatları
içinde tarihsel bir yere sahiptir. Kispet yapımı da bu geleneğin önemli bir
parçası olup, sabır, ustalık ve deneyim gerektirir. Belden baldıra kadar
uzanan, dar paçalı meşin pantolon şeklindeki kispet, yağlı güreşte
pehlivanların kullandığı özel bir kıyafettir.
2009 yılı Ağustos ayında, Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim
Genel Müdürlüğü tarafından İrfan Şahin’in ustalığına ilişkin Biga’da
derleme çalışması yapılmıştır. Şahin, yalnızca kispet üretmekle kalmamış,
sanatını yazılı ve görsel medya aracılığıyla tanıtarak bu kültürel mirasın
yaşatılmasına büyük katkı sunmuştur.
Bu değerli katkıları nedeniyle, 2010 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras
çalışmaları kapsamında “Yaşayan İnsan
Hazinesi” ilan edilmiş, 2012 yılında düzenlenen törenle ödülünü
almıştır. El sanatları sergilerine hediyelik minyatür kispetler dikerek
katılmış ve hem yurt içinde hem yurt dışında büyük ilgi görmüştür.
Göz nuruyla işlediği kispetlerin yapımına yaklaşık 70 yıldır emek veren İrfan Şahin, binlerce kispet dikmiş, bu zanaata gönlünü vermiş ve onu gelecek kuşaklara aktaran öncü bir usta olmuştur.
Emeklerine sağlık ustam...
